Okuribito (2008)



Türkçe adı: Gidişler
İngilizce Adı: Departures
Yönetmen: Yojiro Takita
Oyuncular: Masahiro Motoki, Tsutomu Yamazaki, Ryoko Hirosue
IMDB puanı: 8.3
Zeynop puanı: 7


2008 yılı Oskar töreninde çoğu insan gibi en iyi yabancı film ödülünün Vals im Bashir'e gideceğini düşünüyordum, ama sonra Okuribito isimli bir Japon filmi geldi ve ödülü kaptı gitti, bize de filmi izlemek düştü.


Okuribito'nun konusunu kısaca özetlersek, Daigo adlı bir çellist çaldığı orkestranın dağılmasından sonra eşi ile birlikte doğduğu yere geri döner ve orada Gidişler adlı bir şirkette yüksek maaşlı bir iş bulur. İlk olarak seyehat acentasında çalışmaya başlayacağını düşünen Daigo, görevinin aslında bir Nokanshi'nin, yani ölüleri bir sonraki hayata hazırlayan ve defin işlemlerini yapan kişinin yanında çalışmak olduğunu öğrenir. En başta korkarak ve çekinerek başladığı bu iş daha sonra Daigo'ya yaşam ve ölüm hakkında derin bir iç görü sağlamaya başlar.


Gidişler, eli yüzü düzgün, sadece görüntüler ve müzikler için bile izlenebilecek bir film. Film, günlük hayatımızda bize uzakmış gibi görünen ama bir o kadar da korku getiren ölüm fikrini, huzur dolu bir yolculuk olarak sunuyor bize.


Lakin, filmin içine koyulan baba-oğul ve karı-koca ilişkisi, zaman zaman filmin odağını kaybetmesine yol açıyor, ve filmin konusunu toparlaması yer yer zorlaşıyor. Bu parçalar filmin ana metnine yerleştirilmemiş olsa, amaçlanan etkiye daha kolay ulaşılabilirdi.


Sonuç olarak büyük beklentilere girmeden, yine de izlenmesi gereken bir film. Ama eğer ölüm-yaşam hakkında çok etkileyici, hayat değiştirici bir şeyler izlemek istiyorsanız bu film dişinizin kavuğunu doldurmayacaktır. Böyle bir deneyim için sizi Six Feet Under dizisinin 5 sezonuna yönlendirmek isterim.

Feast of Love (2007)


Türkçe adı: Sinemalarda gösterime girmediği için çevrilmedi.
Yönetmen: Robert Benton
Oyuncular: Morgan Freeman, Greg Kinnear, Selma Blair
IMDB puanı: 6.7
Zeynop puanı: 6

Aşkın ve sevginin farklı şekilleriyle ilgili küçük bir film Feast of Love. Sevgiyi arayan, bulup kaybeden, kaybetse de denemekten vazgeçmeyen farklı karakterlerin hayatlarına ortak oluyoruz filmi izlerken. Bazı karakterler alabildiğine doğal ve sevilesi (Oscar, Chloe, Harry), bazıları ise bir o kadar sinir bozucu. (Mesela Greg Kinnear'ın canlandırdığı Bradley karakterinin ah ben çok şekerim, ay çok iyiyim tripleri, içimde bir sevgi kırıntısından çok, elime balta alma isteği uyandırdı.)


Sonuç olarak üzerine yazılacak pek fazla şey yok. Basit, düşündürmeyen bir film izlemek istiyorsanız, buyrunuz. Yok adamakıllı bir film izleyeyim diyorsanız kaçınınız.


Not: Pek değerli Bill'imizi, David Carradine'i enteresan bir biçimde kaybettik. May he rest in peace.


Todo Sobre mi Madre (1999)





Türkçe adı: Annem Hakkında Herşey
Yönetmen: Pedro Almodovar
Oyuncular: Cecilia Roth, Antonia San Juan, Penelope Cruz, Marisa Parades, Toni Canto
IMDB puanı: 7.8
Zeynop puanı: 8.5



Almodovar'ın neredeyse bütün filmlerini izleyip Annem Hakkında Herşey'i atladığım ve onu sona bıraktığım için çok utanıyorum. Nasıl büyük bir cevheri kaçırmışım, izledikten sonra anladım.


Üzerine sayfalarca yorum gerektiren bu filmi uzun uzun anlatıp sizin için spoil etmek istemiyorum (Hatta DVD'sini alıp ordan izlerseniz de lütfen DVD'nin arkasını okumayınız çünkü neredeyse baştan sona anlatmış filmi)


İzleyin kendiniz görün, oyunculuklara, müziklere, hayatta bir insanın başına gelebilecek en kötü olaylardan birisini nasıl abartmadan, sakince, arabeskleşmeden anlattığına, Arzu Tramvayı göndermelerine, tiyatro sahnelerine hayran kalın.


Bu arada Uçan Süpürge Film Festivali'nin bu seneki konuklarından birisi filmin biricik Agrado'su Antonia San Juan'dı.


Sonuç olarak bugün anneler günü efendim ve "anne" temalı bu bir ağlatıp bir güldüren filmi izlemek için çok iyi bir zaman. Hemen izleyiniz, DVD'sini alınız, arşive kaldırınız.

88 Minutes (2007)





Türkçe adı: 88 Dakika
Yönetmen: Jon Avnet
Oyuncular: Al Pacino, Alicia Witt, Leelee Sobieski, Ben McKenzie, Amy Brenneman
IMDB puanı: 6
Zeynop puanı: 6.4


Al Pacino neden artık film seçemiyor acaba? En son Angels in America'da hayran kalmıştım kendisine ama ondan sonra rol aldığı tüm prodüksüyonlar ne yazıkki birer hayal kırıklığı. Filmler rezalet, berbat demiyorum ama Al Pacino gibi önemli bir aktörün klasına uymuyor bence.


Her neyse, 88 Minutes alışılmış bir gerilim, gizem ve dram filmi. İzlerken hoşça vakit geçiriyorsunuz, bitince de anında unutup gidiyorsunuz. Konuyu özetlemek gerekirse psikiyatrist ve üniversite profesörü olan Jack Gramm, bir seri katil olan Jon Forster'ı hapishaneye gönderip ölüm cezası almasına vesile olmuştur. Lakin Forster'ın stilinde işlenen yeni cinayetlerin ortaya çıkması ve Jack Gramm'a gelen "Ölümüne 88 dakika kaldı" telefonları Gramm'ı içinden çıkılması zor bir duruma sokacaktır.


Sonuç olarak, çok şey beklemeden oturup bir Pazar günü izlenebilecek bir film 88 Minutes.

The Jane Austen Book Club (2007)





Türkçe adı: Jane Austen Kitap Klubü
Yönetmen: Robin Swicord
Oyuncular: Emily Blunt, Kathy Baker, Hugh Dancy, Maria Bello
IMDB puanı: 7.1
Zeynop puanı: 7.2


Kolay, sıkmayan, düşündürmeyen, yer yer gülümseten, yer yer de hüzünleten bir film izleme havasındaydım. Aradığım film The Jane Austen Book Club'mış; izleyince anlamış oldum.


Filmimiz hayatlarında çeşitli problemler yaşayan 5 kadının, sorunlarından uzaklaşıp en sevdikleri yazar olan Jane Austen'ın kitaplarını tartışmak için kurdukları bir kitap klubü hakkında. Kadınlarımız, bir de erkek bakış açısı almak için aralarına kattıkları Grigg ile her ay buluşup bir kitap üzerine tartışmaya ve konuşmaya başlıyorlar. Tabi ki tartıştıkları kitaplarla kendi hayatlarında olan olaylar da yer yer çakışmaya başlıyor. Aşk, gurur, çöpçatanlık, önyargı gibi bütün favori Jane Austen temaları filmimimizin kahramanlarını da çevreliyor.


Ben bir Jane Austen hayranı değilim, hatta Grigg karakterinin hayranı olduğu Ursula K. Le Guin benim için çok daha büyük bir anlam ifade eder ama belki de bir Austen hayranı olmadığımdan dolayı filmi beğendim ve eğlenceli buldum. Eğer bir Jane Austen hayranı olsam Austen'in kitapları üzerine yapılan yüzeysel tartışmalar canımı sıkabilirdi mesela.


Sonuç olarak The Jane Austen Book Club sizi sıkmadan hoşça vakit geçirtebilecek "hoş bir seyirlik" filmi.

Taken (2008)




Türkçe adı: 96 Saat
Yönetmen: Pierre Morel
Oyuncular: Liam Neeson, Famke Janssen, Maggie Grace
IMDB puanı: 8
Zeynop puanı: 7.5



İşini gayet güzel yapan yer yer dramatik ögelerle bezenmiş bir aksiyon filmi Taken. Başrolde Liam Neeson, yan rollerde ise Famke Janssen ve Lost dizisinin Shannon'ı Maggie Grace var.


Konuya gelirsek eski ajan Bryan Mills'in kızı bir arkadaşıyla Fransa'ya gittiğinde kaçırılır ve kadın ticareti yapan Arnavutların eline düşer. Mills'in kızını kurtarabilmesi için çok kısıtlı bir süresi vardır.


Filmin eksileri: 26 yaşındaki Maggie Grace'in 17 yaşındaki bir kızı oynaması. Kötü adamların stereotipik olması. Yer yer gözümüze çarpan Cüneyt Arkın sahneleri.


Filmin artıları: Vallahi de billahi de çok heyecanlı. Liam Neeson pek inandırıcı. Efektler ve aksiyon sahnelerinin başarılı olmasının yanı sıra hikayenin de boş olmaması.


Sonuç olarak güzel bir aksiyon/dram filmi. İzleyin.

Knowing (2009)





Türkçe adı: Kehanet
Yönetmen: Alex Proyas
Oyuncular: Nicolas Cage, Chandler Canterbury, Rose Byrne
IMDB puanı: 6.8
Zeynop puanı: 6


Her şey oysa ne kadar da güzel başlamıştı. Bir zaman kapsülüne çocuklar 50 yıl sonra dünyanın nasıl bir yer olacağı konusundaki düşüncelerini, resimlerini koydular. 50 yıl sonra bu kapsül başka çocuklar tarafından açıldı, mektuplardan birinden ise gelecekteki olaylarla bağlantılı olan sayı dizinleri çıktı. Sonra güzel güzel görsel efektler belirdi ve inanılmaz bir uçak kazası sahnesi bir iki senaryo saçmalığını gözardı etmemizi sağladı. Sonra ne oldu? Film sapıttı, ne filmi olduğunu, neyi anlatmaya çalıştığını unuttu, abuk sabuk, saçma sapan bir şeye dönüştü. (bkz. Dreamcatcher) Güzel başlangıça, pek yetenekli bir yönetmene, başarılı bir çocuk oyuncuya yazık oldu. (Nicolas Cage ise her zamanki gibi aynı Nicolas Cage, bunu iyi olarak da kötü olarak da alabilirsiniz)


Bu film hakkında söylenebilecek başka da bir şey yoktur.